İznik Eserleri

İznik, Osmanlı dönemi Türk çini ve seramiği ile özdeşleşmiş bir isimdir. M.Ö. IV. yüzyıldan bu yana tarihi gelişimi izlenebilen bu küçük ve şirin yerleşim yeri, İznik gölünün doğusunda, surlarla çevrili bir merkezdir. İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan yollar üzerinde bulunması ve bu durumun aşağı yukarı XVII. yüzyıla kadar sürmesi, buraya önemli bir canlılık getirmiştir. Ancak, eski seyahatnamelerin çoğunun birleştiği ortak nokta, bu merkezin küçük bir köy kadar basit olduğudur. Nüfusunun ikibinleri aşmadığı kaydedilir. Evliya Çelebi, bir zamanlar 300 civarında çinicinin çalıştığını belirtmekle birlikte, Batılı araştırmacılar nedense bu sayıyı çok abartılı bulurlar. Son yıllarda, İznik’de küçük bir bölgede yapılan kazı ve araştırmalar, 30 civarında çini fırını tesbitine imkân vermiştir ve biz bu sayının pek abartılmış olduğuna inanmıyoruz.İznik eserleri

İznik Eserleri

Kısa bir süre Anadolu’daki ilk Türk başkenti olduktan sonra tekrar Bizans egemenliğine girmiş olan İznik, 1331 yılında Orhan Gazi tarafından fethedildikten sonra önemli bir Osmanlı merkezi haline gelmiştir. “Şenlendirildikten” sonra, özellikle XIV ve XV. yüzyıllarda önemli anıt eserlerle donatılmış, bayındır hale getirilmiş ve bir kültür merkezi durumuna geçmiştir. XVI. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın özel ilgisi ile, son parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu en yüksek döneminde, çiniciliğinin ünü zamanının “Dünya”sına yayılmıştır. İstanbul’a en az üç günlük bir yolla ulaşılabilmesine rağmen, İmparatorluk merkezindeki görkemli anıt eserlerin çini süsleme programı İznik’de üretilmiştir.

Bilim adamlarının çini ve seramik deyimlerini farklı amaçlarla kullanmalarına karşılık, ustalar ve halk arasında sırlı üretimin genel adı “çini” olmuştur. Ancak, duvar kaplamasındaki pişmiş toprak sırlı malzemeye “çini”, kullanım eşyası olan kâse, tabak, fincan, kavanoz gibi açık veya kapalı formlardaki pişmiş toprak ve sırlı malzemeye “seramik” demek alışkanlığını sürdürüyoruz. İznik’de seramik hammaddesi genellikle fritli hamurdur. Bunun için gerekli kuartz çevredeki dere yataklarında bol miktarda ve serbest halde mevcuttur. Kil ve boya hammaddesi ile özellikle soda oldukça uzaktan sağlanmıştır. Son yıllarda İznik’de yapılan kazılarda, uzman ekiplerin ayrıntılı

çalışmaları ile konuya açıklık getirilecek düzeye ulaşılmıştır. Malzeme, teknik ve fırınlama teknolojisi üzerindeki çalışmaların anahatları, 1981-1988 kazı sonuçları kitabı ile bazı ayrıntılı makalelerde yayınlanmıştır. MTA laboratuvarlarında yapılan analizlerden bir kısmı, İznik seramiğinde sanıldığı gibi max. 900 °C. pişirme yerine, max. 1260 °C. sonucunu vermiştir ki, bu hafif porselen anlamına gelebilir. Bu konudaki araştırmalar spektral analizlerle devam ettirilmektedir. Diğer yandan, bazı araştırmacıların spekülatif şüphelerini giderecek bazı sonuçlar, fırın kalıntılarındaki arkeomanyetik ve arkeotektonik incelemelerle elde edilebilmiştir. Buna göre dairesel ateşhaneli fırınlar genellikle XVI. yüzyıl, uzun dikdörtgen tipli fırınlar ise daha erken dönemlere tarihlenebilmektedir. İznik, fırınlar için gerekli reçinesiz odunun kolay sağlanabildiği bir bölgede idi. İstanbul’un odun ihtiyacının büyük kısmı İznik’in kuzeyindeki ormanlardan sağlandığı gibi, yakın geçmişte demiryolu traversleri bile, bu bölgedeki Hacı Osman köyünden sağlanıyordu.

İznik Eserleri

Ahlat, Kalehisar gibi Selçuklu merkezlerinde rastlanan dairesel planlı, gaz çıkışlı-gömlekli fırınlardan bir örneğe de İznik’de rastlanmış ve yayınlanmıştır. Şimdiye kadar üzerinde çalışılan fırınlar ise başlıca iki tiptedir: Yaygın olan tip, çömlekçi fırınlarında da görülen, dikdörtgen ateşhanesinin üzeri beşik tonozla örtülü, tabanı delikli ve pişirme hacmi de aynı biçimi yansıtan fırınlardır. Bunlarda redüksiyon tepedeki deliklerin açılıp kapatılması ile elde ediliyordu. Ateşhanesi dairesel planlı olan fırınların pişirme hacmi de kubbemsi örtülü olup, bunlarda daha fazla ısı elde edildiği anlaşılmıştır. Her iki tip fırının ateşhaneleri, kuyu gibi kazılan derin bir çukur içinde bulunmaktadır.
İznik’de pişirme, genellikle üçayak adı verilen ara malzeme ile ve açık yerleşimle yapılıyordu. Hiç üç ayak izi bulunmayan önemli parçalarda kasetli pişirimin uygulandığı düşünülebilir.
Kapalı ve açık formlardaki çeşitlemesi bir yana, İznik seramiği, kırmızı hamurlu ve beyaz sert hamurlu olmak üzere, başlıca iki ana grupta toplanabilir.
Kırmızı hamurlu İznik seramiğini üç ayrı teknik ve üslupda incelemek mümkündür. Bunlardan birincisi, kırmızı hamurlu, astarı çizikleme dekorlu (sgrafitto) bazen akıtmalı, çeşitli renklerde sırlanmış bir seramiktir. Anadolu’da ve Ortadoğu’da, Selçuklu ve Bizans çağı seramiklerinde de uygulanmış olan bu teknikten çok sayıda örnek İznik kazılarında da bulunmuştur. Osmanlı döneminde basit günlük kullanım seramiği olarak bir süre yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.

İznik’de kırmızı hamurlu seramiğin ikinci tekniği, astar dekorlu (slip) olarak ortaya çıkar. Kalehisar ‘da da elde edilen bu tip seramik, Osmanlı seramik sanatının Selçuklu seramik sanatı ile belirgin bir bağlantısı olarak değerlendirilmelidir. Kırmızı hamurlu zemin üzerinde inceltilmiş astar maddesiyle yapılan serbest ve hareketli dekor, renkli ve şeffaf sır altında hafif kabarık bir etki bırakarak daha açık görülmektedir. Kahverengi, san, yeşil gibi renkli sır, kabarık motifler arasındaki kırmızı zeminde daha koyu olarak belirmekte ve böylece tek renkli sır ile çok canlı ve hareketli bir görüntü elde edilmektedir.

Kırmızı hamurlu seramiğin üçüncü devresi, bazen “Beylikler Devri Seramiği” şeklinde teklif edilen, ama daha çok Batılı yayınlarda ilk olarak F.Sarre’nin adını koyduğu şekilde “Milet İşi” tanımı ile bilinen beyaz astarlı ve mavi-beyaz dekorlu seramiktir.

İznik kazılarının kesinlikle ortaya koyduğu gibi, bu tip seramiğin asıl üretim merkezi İznik’tir. Bulunan yanık-bozuk fırın artıkları, üç ayak yapışmış örnekler, astarlanıp dekorlanmış fakat henüz sırlanıp pişirilmemiş buluntular ve en önemlisi dolu iken çökmüş bir fırın ile sayıları binleri bulan çok değişik üretim örnekleri, asıl üretim merkezinin İznik olduğuna dair bir şüphe bırakmamıştır. Genellikle çukur kâse formları ile karşımıza çıkan bu teknikteki parçalar yanında, kandil, tas, tabak gibi çeşitli formlara da rastlanmaktadır. 1984 yılı kazılarında insan yüzlü bir parçanın bulunması gerçekten ilgi çekici olmuştur. Kırmızı hamurlu zeminin iç tarafı tamamen astarlanmış olan bu seramiklerin, dış tarafı ve dip kısmı genellikle astarlanmamıştır.

Beyaz astarlı zemin üzerinde, çoğunlukla kobalt mavisi ile yapılmış serbest dekor göze çarpmaktadır. Serbest yaprak desenleri, bazen göbek kısmındaki yıldızlar ve madeni kapları çağrıştıran radyal hatlarla karakteristik hale gelen bu kaplarda benzer kompozisyonlar bulunmakla beraber tekrara rastlanmamaktadır. Şeffaf renksiz sırlılar yanında, firuze sırlı olanları, Selçuklu devrinin firuze sıraltına siyah dekorlu seramiği ile yakın bağlar kurulmasına imkân vermektedir. İznik kazıları bu tip seramiğin tarihlendirilmesi bakımından sanılanın aksine yeterlidir. Üstelik, daha XIV. yüzyıldan başlamak üzere, günlük kullanım seramiği olarak uzun süre üretilmiş olduğu kanaati İznik kazıları ile kanıtlanmıştır. Son zamanlardaki buluntu ve yayınlardan Osmanlı dönemi seramik üretiminde İznik ile belirli bir paralellik gösterdiği anlaşılan Kütahya’da da, buna benzer bir üretimden söz etmek mümkündür. İznik’de de bu tip seramiğin yapımına, üretimin sürdüğü sürece devam edildiği anlaşılmaktadır.

Biz Çinicibaşı Mustafa’nın 1680 tarihli mezar taşına da dayanarak XVII. yüzyıl sonlarına doğru çinicibaşının hâlâ İznik’de bulunduğunu gözönüne alıp, bu dönemde de İznik’in çini üretiminde merkez olduğunu sanıyoruz. Genellikle bu tip seramiğin en parlak döneminin XV. yüzyıl olduğu kabul edilmektedir. Hamur ve teknik büyük değişiklik göstermediği ve İznik kazılarında stratigrafiyi tam olarak belirlemek henüz mümkün olmadığı için, eldeki bazı bulgulara rağmen, bu konuda daha fazla ayrıntıya girmek mümkün değildir.

Beyaz hamurlu İznik seramiğinin başlangıcı genelde XV. yüzyıla indirilir. Sert beyaz hamurlu, ince ve düzgün şeffaf sırlı bu seramik, çini ustalarının hamurda yaptığı değişiklik yanında dekorlarda da yenilik getirmiştir. Osmanlı sarayına girmeye başlayan Çin porselenlerindeki dekorun, desen değişikliğinde önemli rol oynadığı eskiden beri söylenmektedir. Ancak, Bursa ve Edirne’de özellikle bu dönemin mavi-beyaz duvar çinilerinde yeni bir üslubun doğmuş olduğunu unutmamak gerekir. Formlarda da değişiklik göze çarpmaktadır. ( Devamını okumak için tıkla )

Derin kaseler bu dönemde de çoğunluktadır. Ancak ayaklı büyük kaplar, yayvan ve kenarları geniş tabaklar ile kenarları dilimli tabak biçimleri yanında sürahi, kavanoz gibi kapalı formlar da belirgin hale gelmiştir. Başlangıçta dekorlar mavi-beyazdır. Mavi, koyu bir kobalt mavisi iken, giderek daha açık bir hale gelmiş ve sonradan buna soluk bir firuze katılmıştır. Mavi-beyaz dekorda firuzenin daha belirgin hale gelmesi biraz daha sonra olmuştur.

iznik kase

16. yüzyıl ilk yansı y. 8.7 cm. ç. 34.1 cm Beyaz hamurlu, dışa dönük, dilimli ağız kenarlı, daralan çukur gövdeli ve yüksek ayaklıdır. Fakat ayak kırıktır. Beyaz astarlı olup, şeffaf renksiz sıraltında, griye çalan kobalt mavi dekorludur. Konturlar daha koyudur. Kenarların dilimleri üzerinden ince kuşak geçilerek belirginleştirilmiştir. Kenarları, palmetlerin yanyana sıralandığı bir bordur çevrelemektedir. Tabağın ortasında merkezde; içinde rozet çiçek bulunan ve sekiz üçgen dilime bölünmüş, yuvarlak bir madalyon yeralmaktadır. Çevresinde dönüşümlü olarak dört madalyon ve çin bulutlarının birbirine eklenmesiyle oluşan bulut toplulukları bulunmaktadır. Madalyonların iç bezemeleri farklıdır. Bezemeler, selviler arasında mimari, portekiz arması ve sivri kemerli niş şeklindedir. Madalyonların üst ve altında çintemani motifi bulunmaktadır. Palmetlerin yanyana sıralandığı kenar bordürü, tabağın arka yüzünde tekrar edilmektedir. Kırık olan ayağın bezeli olduğu anlaşılmakta, fakat motifler tespit edilememektedir. Ağız kenarı tümlenmiştir. Atasoy-Raby, 1989, no. 48.[/learn_more] Julian Raby, son yayınında mavi-beyaz dekorlu İznik seramiğini ayrıntılı bir tasnife tâbi tutarken, Fatih döneminden itibaren, Osmanlı Saray nakkaşlarının etkisini gözönünde bulundurmuş ve “Baba Nakkaş”, “Düğüm Ustası” gibi tasniflere yönelerek,dekorlarına göre onbeş yirmi yıllık dönemleri kesinleştirmeyi önermiştir. İstanbul’daki çömlekçi atölyelerinden bahseden Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesine dayanılarak bir grup mavi-beyaz dekorlu İznik seramiklerine “Haliç işi” adı verilmiştir. Genellikle hepsi XVI. yüzyıla tarihlendirilen bu seramiklerin İstanbul veya Haliç ile bir ilişkilerinin bulunmadığı uzun süreden beri bilinmektedir.

İznik üretimi olan bu seramiklerin ince spiral kıvrımlı dekoru, daha önceki Selçuklu seramiklerinde de görülmektedir. Bu dekorun, fermanların baş tarafında bulunan tuğra bezemelerine dayandırılarak “Tuğrakeş üslubu” adı ile anılmaları yine J. Raby’nin yeni bir önerisidir.

Mavi-beyaz dekora firuzenin katılmasından sonra, XVI. yüzyılın ortalarında buğulu mor ve yeşil rengin de katılması ile yeni bir grup beyaz hamurlu İznik seramiği üretilmiş ve bu üslup yanlışlıkla “Şam işi” adı ile adlandırılmıştır. İznik’li Muslî ustanın 1549 tarihli Kubbet el Sahra kandili, bu gelişmenin başlangıcı olarak görülür.

XVI. yüzyılın ortasından itibaren İznik mavi-beyaz seramiğine yeşil, firuze ve siyah ile birlikte hafif kabarık bir kırmızı katılmıştır. Aynı zamanda Osmanlı Saray nakkaşhanesinin açık etkisi ve sipariş edilen çinilerdeki desenlerin katkısı ile dekorlarda bir değişiklik görülmeye başlamıştır. Artık gül, karanfil, sümbül, lale gibi çiçekler, hatai ve rozet çiçekler, naturalist eğilimin ağır bastığı bir dekorlama üslubunu haber vermektedir.

Sert ve kaliteli beyaz hamur, pürüzsüz bir zemin ve şeffaf sıraltında kabarık kırmızı, bütün XVI. yüzyıl ikinci yarısı İznik seramiklerinin karakteristiği olmuştur. XVII. yüzyılın başlarından itibaren kırmızı rengin, giderek kahverengiye dönüşen bir ton aldığı, zeminde ve sırda bozulmaların meydana geldiği gözlenecektir. İlk defa Rodos’dan, Cluny Müzesi için satın alınan bir grup tabak yüzünden “Rodos işi” adı ile anılan bu seramiklerin, Rodos ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı artık herkes tarafından bilinmektedir. Yine de, yerleşmiş terimler olarak “Rodos işi”, “Şam işi”, “Milet işi”, “Haliç işi” gibi terimler bazen inatla, bazen de tanımlamadaki kolaylık yüzünden kullanılmaktadır.
İznik kazılarında bütün bu teknik ve üsluplarda üretim yapıldığına işaret eden çok sayıdaki parça yanında, Avrupa armalarını taşıyan üretim bozuğu parçalar ile, gemi ve hayvan tasvirli buluntular da elde edilmiştir. 1989 yılının İznik yılı olarak anılması yanında, İstanbul’da büyük bir sergi açılmış ve buna bağlı bir sempozyum düzenlenmiştir.

Bu arada biri N. Atasoy – J. Raby tarafından kaleme alınan ve İznik seramiklerini çeşitli yönleriyle tanıtan, diğeri de O. Aslanapa – Ş. Yetkin ve A. Altun tarafından hazırlanan ve 1981-1988 İznik kazı sonuçlarını içeren iki kitap yayınlanmıştır. Bu etkinlikler İznik çini ve seramiğinin uluslararası boyutlarda yeniden gündeme gelerek, bütün yönleriyle tartışılmasına yolaçmıştır. Terminoloji ve tarihlemedeki yeni teklifler, bu tartışmaların ışığında yeni bir yön kazanacaktır. Ancak kazı sonuçları ve verileri, dekorlamanın yanında, teknik özelliklerin ve stratigrafik analizlerin dikkate alınmasını gündeme getirecektir.

İznik seramiğinin canlı ve çok değişik gelişimi yanında; çinisinin, anıt eserlerin süsleme programında daha kolay izlenebilen bir gelişmesi vardır ve muhakkak ki bu olgu taşınabilir koleksiyon parçalarına göre daha etkileyici olmuştur. Yine de yapıların tarihleri ile, çinilerinin üslup ve teknik özelliklerini her zaman büyük bir dikkatle değerlendirmek gerekir. İznik’deki duvar çinilerinin ilk örnekleri sur dışındaki 1331-1335 tarihli Orhan İmareti’ndedir. Bu yapıda daha iyi cins firuze ve düşük kaliteli yeşil renkli altıgen levhalar ile bunların izlerini taşıyan duvarlar ortaya çıkarılmıştır.

Yeşil çinilerde üçayak izleri bulunmasına rağmen, firuze çinilerde bu izler yoktur.
Kitabesi fetihden sonraki tarihi vermekle birlikte, bu yapımn daha kuşatma sırasında yaptırıldığı bilinmektedir. 1986 kazılarında da hemen yanındaki hamama bitişik basit bir çini fırınının izleri tesbit edilmiştir. Çini fırınlama tekniğine aykırı olduğu halde üçayak izi taşıyan yeşil altıgen çinilerin, burada acele ile pişirildiklerini ve fetihden sonra bunların yerine firuze ve daha kaliteli çinilerin yerleştirildiklerini söylemek de mümkündür. Yapımı 1396’da bitirilen İznik Yeşil Cami’ye adını veren minaredeki sırlı kaplamalar ise sırlı tuğlamn ağırlıkta olduğu bir tür mozaik tekniğindedir. Her iki örnek de, tıpkı seramikte olduğu gibi, İznik’deki ilk Osmanlı çiniciliğinin Selçuklu çiniciliği ile yakın bağlantısının göstergeleridir.

Bursa ve Edirne anıtlarındaki beyaz hamurlu ve genellikle mavi-beyaz dekorlu, çoğunlukla altıgen çini levhalarda İznik damgasını aramak muhakkak ki doğrudur. Ancak, erken Osmanlı dönemi çini sanatına hakim olan renkli sır tekniğindeki çinilerin İznik’de yapıldığına dair kesin kanıtlar elde edilememiştir. Sadece 1984 yılı kazısında sarı rengin denendiği küçük bir örnekleme parçasına rastlanmıştır. Çok önemli bir buluntu olmasına rağmen, genelleme yapmak mümkün değildir. İstanbul’da Fatih dönemi yapılarının çoğunda da Selçuklu mozaik tekniğinin ve renkli sır tekniğinin ağır bastığı görülmektedir. Ender mavi-beyaz levhalar dışında, saray siparişlerinin de kanıtladığı tarihi belgelerin ışığında, İznik duvar çinilerinin en parlak devrinin Kanuni Sultan Süleyman devri olduğu rahatlıkla söylenebilir.

İznik kazılarında çok sayıda seramik parçası elde edilmekle birlikte, duvar çinisi parçasına çok az rastlanmaktadır. Bu durum, genellikle duvar çinilerinin sipariş olarak hazırlanmasına ve üretimin tamamının sevkedilmiş olmasına bağlanmaktadır. Nihayet, bozuk parçaların bile kapı-pencere aralarında veya az görünecek yerlerde değerlendirilmiş olduğu da bilinen bir gerçektir. Bilindiği gibi 1557’de bitirilen İstanbul Süleymaniye Camii’nin mermer mihrabının kenar bordüründe görülen çiniler, kabarık kırmızı rengin tarihlendirilmesine temel alınmaktadır. İznik kazılarında bu çinilerin benzerlerinden iki parça, XVI. yüzyıla tarihlendirilebilen dairesel planlı fırının yakınında bulunmuştur. Yine elde edilebilenler arasında, çoğunluğu koyu mavi zemin üzerinde, iri beyaz yazılı kitabe parçaları ve kabarık kırmızılı kare çini parçaları da bulunmaktadır.
İznik çinilerinin asıl dikkati çeken bölümü, kabarık kırmızının hakim olduğu, beyaz zeminli ve naturalist dekorlu levhalardır. Edirne Selimiye, İstanbul Topkapı Sarayı, Süleymaniye, Rüstem Paşa Camii ve Türbelerdeki çinilerin desenlerinin muhakkak ki saray nakkaşhanelerinde, yapıların süsleme programına göre ve mimarbaşının denetiminde hazırlandığım düşünmek gerekmektedir. Aslında bunu kanıtlayacak yeterli belge de vardır. Diğer bir olgu da, desenlerin, döneminin diğer sanat dallarında da hakim olan çizgilerden oluşmasıdır. Aynı dönemin seramiklerinde de benzer desenlerin yaygın olarak kullanılması, bu siparişlerin ve ilgili desenlerin etkisiyle gelişen bir yaratma heyecanına bağlanabilir. ( Devamını okumak için tıkla )

16yy-iznik-tabak-1

Tabak boyutlarına göre sipariş çizimlerinin olabileceği de gözardı edilmemelidir. Ancak, XVII. yüzyıl sonlarına kadar “Çinicibaşı”nın İznik’de bulunması, tıpkı diğer sanat dallarında olduğu gibi, hamur hazırlayanından, sırça çekenine, nakış yapanından fırın yerleştirenine kadar çeşitli kollarda çalışan usta ve işçilerin ortak üretimi olan İznik çini ve seramiklerinin ortaya çıkmasında, Osmanlı dönemi Türk sanatçılarının yaratma heyecanı muhakkak ki ön planda idi.
Bir fermanda Muslî ve arkadaşlarının yaralamış olduğundan sözedilen Mehmet gibi çok azının adını bildiğimiz bu usta ve sanatçıların bize bıraktığı mirası, anıt eserlerin duvarlarında, müze ve koleksiyonlarda en iyi şekilde korumak görevimiz olmalıdır. Çağdaş çini ve seramik sanatının gelişmesinde onlardan alabileceğimiz çok ders vardır.

Yayınlarla tanıtmanın yanında düzenli sergileme de, bu yolda önemli bir yer tutmaktadır. Sadberk Hanım Müzesi İznik çinileri koleksiyonuna baktığımızda, erken Osmanlı döneminden, renkli sır tekniği ile yapılmış mukarnaslı bir konsol parçası teşhirde ilk sırayı almaktadır. Bunu, İznik kazılarında fragmanları bulunmuş ve İznik Müzesinde yeralan Koç biblolarının izlediğini görürüz (İ.l-2). Kırmızı hamurlu bu şirin biblolar, hamur ve tekniklerine bakılarak,.genellikle XV. yüzyıla tarihlenirler. Teşhirde, mavi-beyaz dekorlu ve çoğu altıgen erken duvar çinileri ile kronolojik amaç ön planda tutulmuştur. Fakat buna karşılık katalogda, desen ve form bağlantılarını göstermek üzere bir sıralama önerilmiştir. Bu bakımdan XV. yüzyıl sonu koyu kobalt mavi dekorlu ve beyaz hamurlu kase ile başlanmış, adeta bunun tamamlayıcısı gibi duran kulplu maşrapa ile devam edilmiştir (İ.3- 4). Ardından gelen XVI. yüzyıl ortalarından mavi-beyaz tabak, çin bulutları ve madalyonlarla süslüdür. Madalyonlardan birisi bir Portekiz armasıdır (İ.6).

Aynı dekora sahip, 33 cm çap ve 6 cm yükseklikle şişkin bir kapak, 1985 İznik kazılarında bulunmuş ve tümlenmişti. 1989/1990 kazılarında da aynı desen ve formda başka tümlenemeyen parçalar bulunmuştur. İ.9 numaralı 45,5 cm çapındaki büyük tabak ise düz beyaz zemini üzerinde dengeli dağılmış çin bulutu motifleriyle alışılmışın dışında bir örnektir. Restorasyon görmüş olan bu tabağın dibinde iri üçayak izlerinin yerleri belli olmaktadır. Üzüm salkımlı üç tabaktan birinde, mavi-beyaz renklere firuzenin katılması dikkati çekmektedir. (İ. 17). Kase ve çintemanili tabakda da firuzenin renk çeşitliliğine katkısı görülmektedir (İ.18- 19). İnce spiral dekorlu tabak da güzel bir örnektir (İ.20). Nisbeten az bulunan ve eskiden “Şam işi” denilen türdeki küçük hokka, dekoru ve buğulu renkleri ile mavı-bey azlar dan, çok renkli İznik seramiklerine geçiş dönemine işaret eder (İ.20).

XVI. yüzyılın ikinci yarısından bir dizi tabakta, dilimli kenarlar, kaya-dalga motifli bordürler ve naturalist bir dekor zenginliği görülür (İ.22- 30).Parlak ve kabarık kırmızı rengin kullanıldığı bu tabakların son İki örneğinden biri meydan çeşmesi, diğeri de at figürü ile dikkati çekmektedir (İ.31 – 32). Hatai grubu, balık pulu zemin ve koyu yeşilin egemen olduğu tabakları aynı rengin kullanılmış olduğu kulplu maşrapalarla devam ettirmek görsel birliği tamamlamaktadır. Bunlardan mavi zeminli maşrapa ender uygulamalardandır (İ.41). Gerek mavi, gerekse pembe zeminli çok canlı eserlerin parçalarına son yıllarda İznik kazılarında belirli bir atölye bölgesinde sıkça rastlanmaktadır. Kayıtlarda rastlanan boza bardakları ile yakınlığı düşünülebilecek üç adet kulplu kupadan biri, az rastlanan daralan ağzı ile dikkati çekmektedir (İ.44).
Mavi-beyaz altıgen çiniler arasında, selvi motifli olanı, desenlerin tarihlemedeki rolü hakkında iyi bir fikir verebileceği gibi,mor rozet çiçekleri ve bahar dalları ile bezeli çini de Bursa Yeni Kaplıca örneklerinden biri olması ile ilginçtir (İ.54- 55).
XVI. yüzyılın bordur ve levha çinilerinden biri kırmızı kenarlı ve çin bulutlu düğümleri ile bezeli örnektir (İ.57). İki parçası İznik kazılarında da bulunan ve kırmızı rengin tarihlendirilmesinde ipucu olan bu bordur çinileri Süleymaniye Camii ve II. Selim türbesinde karşımıza çıkmaktadır.

Diğer çini levhalar, örneklerine çeşitli anıtlarda rastlanan ve dönemin karakteristiğini çok iyi yansıtabilen parçalardır. XVII. yüzyılda önemli bir yer tutan Kabe tasvirli çiniler yanında, Medine tasvirli çiniler daha az tanınmıştır. İ. 77 numaralı parça bunlardan birisidir. Katalog, alınlık ve kemer dolgusu olan ender parçalardan sonra, kuş figürlü çini parçası ile bitirilmiştir (İ.81). Bu çini daha çok seramiklerde rastlanan zengin bir faunanın duvar çinilerine yansımış örneklerinden biridir.

İznik çinileri, XVI. yüzyıl içinde İmparatorluğun başka yörelerinde benzer desen ve tekniklerle deneniyordu. Özellikle hamur ve sır farklılıkları ile Diyarbakır yöresi denemeleri bunlar arasında sayılır ve Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonunda bu çini örneklerinden bazı parçalar teşhir edilmektedir.

Müzedeki İznik envanterinin gözden geçirilmesi ve bir ön yazı halinde düzenlenen bu satırlarda, İznik çiniciliği için çok bilinen ve yazılanların kısa bir özeti ile satır aralarında önemli görülen konular vurgulanmaya çalışılmıştır.
[google-map-v3 shortcodeid=”8d6abdfa75″ width=”100%” height=”450″ zoom=”16″ maptype=”satellite” mapalign=”center” directionhint=”true” language=”tr” poweredby=”false” maptypecontrol=”true” pancontrol=”true” zoomcontrol=”true” scalecontrol=”true” streetviewcontrol=”true” scrollwheelcontrol=”false” draggable=”true” tiltfourtyfive=”false” enablegeolocationmarker=”true” enablemarkerclustering=”true” addmarkermashup=”false” addmarkermashupbubble=”false” addmarkerlist=”Doğancılar Sümbülzade Sokak Akyüz Ap 33 Üsküdar İstanbul{}1-default.png{}Antika Porselen Tamiri” bubbleautopan=”true” distanceunits=”km” showbike=”false” showtraffic=”false” showpanoramio=”false”]

Aranan Kelimeler: